Haber detay 468 X 60
Hasan Kaçan Dağda da Davar Güderim Aman Geçtiğimiz hafta Bolu'daydım. (Yalnız değil, çok sevdiğim iki dostumla birlikte). Maksadım halı sahalarda sakatladığım dizlerimi termal kaplıcalarda "Aslanağzı”ndan akan sıcak sularla temas ettirip şifa bulmaktı. Bir-iki gün "otel ayısı" pozisyonlarında uzunca uyku ve arkasından şifalı su ziyafeti çektim kendime. Gelgelelim kaplıcaya giren romatizma-siyatikli, lumbagolu-bel fıtıklı ihtiyarların arasında komplekse kapıldım. Farkına varmadan ben de yaşlanıyor muydum yoksa? Yok canım... Hemen kendime geldim. Bugüne bugün "ünlü gezgin ve macera adamı Saadettin Teksoy'dan bile daha enerjik, daha gözü kara birisiydim. İstanbul'dayken bir ara, TV'ye "İzciler" programını yapan Hasan Subaşı "Sömestr tatilinde 10-15 yaş arası çocuklarla Bolu Aladağlar'da kamp yapıyoruz, istersen oğlunu da al gel" demişti. İşte Bolu'daydım. Yanımda oğlum yoktu ama ben ne güne duruyordum ki? Hemen, iki arkadaşımı da kandırıp otomobille Aladağlar'a tırmanmaya başladık. Az gittik uz gittik. Otomobilin burnu düz, arkası yalpa gittik. Veee... Karların içinden "yuvarlana toparlana" Hasan Subaşı ve ekibini bulduk. Sarıldık, hasret giderdik. Çocuklar medeniyetin içinden insanlar gördüğü için duygulandı. Tahtadan yapılma "sığınma evleri"ne buyur edildik. Koca dağın başında, karların ortasında Hasan Subaşı ve izcilerden başka uzakta çakallar, kurtlar ve ayılar vardı. Bir de biz maceracı misafir gezginler. Hoş-beş, izzet ikram hoştu iyiydi de vakit geçtikçe titremeye başladık. Onlar onbeş gündür dağın başında "bayır tavşanı" misali üşümemeye alışmış, bize şaşkın şaşkın bakıyorlar. Aman diyeyim, koca herifler on yaşındaki ufacık tefecik Karamürsel sepetlerine rezil oluyoruz. Gülüyor köftehorlar. Şimdi otomobilin içine girsek, kaloriferi sonuna kadar açıp yavaş yavaş Bolu'ya inip kendimizi siyatikli amcalarla birlikte sıcacık havuza atsak fena mı olur? İzin istiyoruz. Hasan Subaşı "imkânsız" diyor, "Bu saatten sonra üzerinden geçtiğiniz o karlar bıçak gibi buz olmuştur, arazi aracıyla bile inilmez bu havada". Hadi yaa.. Biz ne buzullarda yürümüşüz. Hatta Sadettin Teksoy gibi karların üzerinde namaz kılmışız. Gözü karartıp yola çıkıyoruz. Hasan Subaşı'nın arkamızdan döktüğü sular yere düşer düşmez "ayna" haline gelse de bizi ürkütmüyor. El sallayıp ayrılıyoruz, yirmi otuz metre gitmeden arabamız "Atlıkarınca dönüyor dönüyor" şarkısını söylemeye başlıyor. Üzgün ve mahcup tekrar tahta barakadayız. Çocuklar gülüp moralimizi bozmasın diye sepetliyoruz. Cep telefonları da çalışmıyor, dağın başında "çekmiyor abisi!" Aşağıda bizi merak edenler vardır şimdi. Aksiyon dergisi yazarlarının Aladağlar'da mahsur kaldığını ne bilsinler. Koca herifin kendini "Tenten" sanıp dağlara sardırdığını düşünemezler elbette. Amma gerçek bu. Dağdayız. Hava aydınlanıp buzlar çözülene kadar da buradan adım atmayacağız. Aman ne iyi ettik de dağa çıktık. Acaba bi gram akıl var mı bizde? Treking-mireking ayakları ha! Sıcacık termal banyoyu beğenmezdin di mi? Titre bakalım şimdi ıslanmış püsük gibi.
haber içi reklam 48 X 60
108 defa okundu...











